Home > Güncel Duyurular > "Toplum-Din ilişkileri ve Medya" paneli

"Toplum-Din ilişkileri ve Medya" paneli

Medya Platformu, bağımsız yazar ve düşünür Ahmet Taşgetiren’in katılımı ve Mustafa Yürekli’nin sunumuyla yaklaşık 50 dinleyicinin iştirak ettiği “Toplum-Din ilişkileri ve Medya” panelini gerçekleştirdi.

Eyüp Sultan Kültürevi’nde İTÜ’lü genç bir arkadaşımızın Kur’an tilaveti ile başlayan panel, Ahmet Taşgetiren’in Toplum-Din ilişkileri ve Medya konulu sohbeti ile devam etti.

Medya’nın ulusal bir fenomen olduğunu belirten Mustafa Yürekli’nin ardından, Ahmet Taşgetiren, Nokta ve Tempo dergileri örneklerinden hareket ederek, medyadaki din teması üzerinde durdu ve 1967’den günümüze medyadaki din temasını, gerek televizyon gerekse gazete haberleri üzerinden verdiği “Yeşilçam’da din adamı portresi, başörtülü kız aşk yaşar mı, Ayşe Arman ve başörtüsü, gürüz-alemdaroğlu örneklikleri, imam-hatip lisesi haberleri, barbi bebek tartışmaları, Adnan Oktar haberleri, Vakit, CHP, Deniz Feneri haberlerindeki dinsel öğeler, Türkçe ezan tartışmaları, halka açık holdingler, İskilipli Atıf Hoca örneği, 28 Şubat sürecinde medyanın tutumu, irtica ve gericilik tartışmaları, anayasa mahkemesi, bürokraside başörtüsü” örnekleri ile açıkladı.

Bir dönem Türkiye’deki medya-din ilişkisinin, din-toplum-devlet ilişkilerindeki köklü değişimin yarattığı gerilimin medyaya yansımasından ibaret olduğunu vurgulayan Taşgetiren, “medya yeniden yapılanırken dîni hayatın dışına itiyor” saptamasında bulundu.

Resmi çizgi seküler olduğunda ve toplum dinini yaşamak istediğinde, medya’nın toplumdan yana yer almadığını belirten Ahmet Taşgetiren, toplum-din-medya üçgeninde gözlenen gerilimin, sistem-toplum gerilimi ana aksı üzerinde gerçekleştiğini vurguladı ve medya üzerinden yürütülen toplum mühendisliğine, toplumun kitlesel bir yanıt vermediğinden, çoğu zaman duyarsız kaldığından bahsetti.

Panelin devamında tartışılan alt başlıklar.

. Sistemin hakim düşüncesi, “yeni bir din, yeni bir toplum”.
. Toplum-Din-Medya ilişkisinde medya, sistemin toplumu dönüştürme projesinde bir propaganda ayağı olarak karşımıza çıkıyor.
. Medyanın son dönem çizgisinde “muhafazakarlaşma” tanımını kötüleyen ve korkunçlaştırmaya çalışan bir çaba mevcut.
. Toplum’un ana dinamiği “müslümanlık”tır. Bunun üzerinde toplum mühendisliği çalışmasında bulunursanız gerilim çıkıyor, bir normalleşme sürecine girilemiyor.
. Olumsuz din adamı portresi ve çirkinleştirme, gülünçleştirme çabası var. Bilerek veya bilmeyerek bu süreç, “iyi insan” dindarlar arasında istisnaymış bir bir algı yaratıyor.
. Cemaat-tarikat-dini toparlanışların tamamı şüpheli gösteriliyor.
. Dinde herşey magazinel ortamlarda tartışmalı hale getiriliyor. Dindeki tartışmaların akademik çevrelerde yapıldığında yapıcı olacaktır. Magazinleştirildiğinde ise, bir tahribat sözkonusudur. En son tartışmalar, “Miraç, Namaz, Oruç, Cuma Namazı” üzerinde gerçekleştirildi.
. Hakim çevrelerin ekranlarda boy göstermesine izin verdiği bazı isimler, özel olarak “istihdam” edilmektedir.
. İslam üzerinde yapılan manipülasyonlarda “İslam da çok oluyor artık” düşüncesi temel öğe olarak bulunuyor. 28 Şubat’ın altında yatan düşünce de budur.
. Bu ilişkilerde toplum karşısında yer alan medya çevrelerinin yaptığı çalışmanın ismi, “Diabolisation – Şeytanileştirme”dir. İslamofobi oluşturma çalışmasıdır.
. Toplum üzerinde yapılan bu çalışmanın, her ne kadar “yeterince” etkili olamadığını düşünsek de, bu çalışmaların belirli bir taban oluşturduğunu da söyleyebiliriz.

Panelde ayrıca, medyanın bir bütün olarak hareket eden bir organizma gibi düşünülemeyeceğini vurgulayan Taşgetiren, panelin ikinci bölümünde, Sistem-Toplum geriliminde toplumdan yana yayın yapan medya kuruluşları üzerinde de durdu.

Bu noktada söz alan Mustafa Yürekli, toplumu sekülerleştirme vazifesini üstlenmiş medya karşısında, halkın “dergicilik” ile başlayan bir çıkış yaptığını, bunu çıkışın çeşitli radyoların, gazetelerin ve televizyonların kurulması ile devam ettiğini ve gelinen noktada bir “pozitif medya”dan bahsedilebileceğini ayrıca bu sektörde insan kaynaklarının hızlı yetişmediğini, ancak pozitif medyanın geçirdiği süreçte kendi insan kaynaklarını yetiştirebildiğini belirtti.

Ahmet Taşgetiren, (Hz. Musa(a.s)’a hitaben) “Firavuna git ve ona yumuşak bir dille tebliğ et” şeklindeki Kuranî yöntemi hatırlatarak, pozitif medyanın “üslup sorununu” büyük ölçüde aştığını vurguladı ve sözlerini “Toplumun derin bir bilinçle ülkeyi ana mecrasına taşıdığını düşünüyorum.” diyerek sonlandırdı.

Panel soru – cevap faslı ile sona erdi.

Categories: Güncel Duyurular
  1. Anonymous
    July 27, 2009 at 7:38 pm

    Ne güzel…

    Çalışmanın ismi "mücadeleci" olmasa da, çizgi mücadele çizgisi.

    Başka yerlerde yapılan çalışmaları da arkadaşlar haber yapıp yollasa keşke.

  2. Abdurrahman Hacı
    July 28, 2009 at 5:58 am

    bu tür çalışmaların birlik ve beraberliğimizin yeniden yeşermesinize vesile olmasını dilerim…

  3. gundoganfa
    July 29, 2009 at 7:17 am

    Milliyetin Türbanlı TRT Muhabir'i Haberi

    yukarıdaki bağlantıda da görebileceğiniz gibi, bir muhabirin türban takması haber malzemesi olabiliyor.

  4. Gündoğan
    July 29, 2009 at 7:25 am

    Toplu Namaz Yapılıyor!
    Komiksin Milliyet=)Toplu namaz yapmak nedir yahu? O eylemin "cemaatle namaz kılmak" olduğunu öğretmediler mi sana?

    Bu tarz haberlerde doğan haber ajansının başı çekmesi de dikkatlerden kaçmıyor değil. Kendi yolsuzluklarını, gazete kağıdı üzerinden yaptığı haksız kazançları, vs. gündemden düşürmek için toplu namaz da yaptırır bu adam, başına "çaput" da bağlatır kızların.

  5. Anonymous
    July 29, 2009 at 3:26 pm

    Bunun tekil örneklikleri üzerinden bir çalışma yapılabilir aslında, fakat sonunda ulaşacağımız noktayı, önceden söylemekte de fayda var bazen.

    Doğan grubu(ve bir grup negatif medya) bir dönem sistemin-laikçilerin silahşörlüğüne soyunmuştur. (Hatta bunun için vardır desem, pratik bir yanlışa düşmüş olmam).

    Es-selam.

  6. Anonymous
    July 31, 2009 at 10:03 am

    Hurriyet Gazetesi'nde Uğur Dündar imzalı bir YALAN HABER.

    Başörtüsü Faciası

    bir başka yalan haber yine Hürriyet'ten.

    Cumhuriyet Öğretmenine Türban Dayağı

    bir başka yalan haber daha, yine Hürriyet'ten.

    Öğrenciye Türban ve Namaz Şartı

    Tufan TÜRENÇ'in bir köşe yazarı, tahmin ettiğiniz gibi bu da bir Hürriyet köşe yazısı.

    Üniversitelerde Fetih Dönemi

    Peki akademik çevreler bu gazetelerin bu tavırları hakkında ne demişler:

    Doç. Dr. Ferhat Kentel (Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü)

    Ahlâk ve dürüstlük yok

    Genel olarak din ve özel olarak başörtüsü konusunda bugünlerde sürdürülen yalana dayalı kampanyalar maalesef memleketimizde sık sık rastlanan bir olgu… En basit ifadesiyle entelektüel ve ideolojik ikna kabiliyetini artık iyice kaybetmiş olan ve adına “çağdaşlık” sıfatını yakıştırmış bir zümrenin sınıfsal bir tahakkümünün debelenmeleri bunlar. “Ahlak” ve “dürüstlük” ise onların semtinde sadece gülüp geçilen iki kelime…

    Ancak bu zümrenin en önemli özelliği ya da en güçlü tarafı yalan üretmek değil. Uzmanlaştığı alan daha çok düşman ve korku üretmek… Kendi iktidarını daimi kılmak için yarattığı bu korkular sayesinde insanları aptallaştırmak, her türlü yalana inanmasını sağlamak ve semboller, mitler üzerine kurulu bu yalan düzenin devamını sağlamak.

    Ama bu nefret, kin ve yalan dili ve bu kötülük artık kabak tadı verdi… Çünkü çok can yaktı, çok kurban aldı bu dil. Bugün emir-komuta mantığı altında sürdürülen bütün bu aptallaştırma operasyonlarına rağmen, kendilerini korkulardan arındıran, karşılarına düşman olarak çıkarılanların “kardeş” olduğunu fark edenlerin demokratik dili güçleniyor. “Başörtüsü”nün başörtülü kadınların değil, bu tepeden inmeci “modernleşmeciliğin” araçsallaştırdığı negatif bir sembol olduğu açığa çıkıyor. Başörtüsü bu anlamda “iktidarın dili”ni, sembollerini kırıyor. Bu yüzden, rejim açısından çok işlevsel olan “kamplar” ve “kutuplar” bozuluyor. Başörtülü kadınları başörtüsüzler de destekliyor. Başörtülü kadınlar sadece kendi mağduriyetlerini haykırmak yerine, başka mağduriyetler yaşayan kardeşlerinin seslerine de ses katıyorlar. Belki de bu yüzden üretilmeye çalışılan yalan dili hızla komiklik abidesi olarak açığa çıkıyor. Gene belki de bu yüzden, yani en azından toplumun geniş kesimlerinde inandırıcılığını kaybettikçe, daha da saldırganlaşıyor ve ucuzlaşıyor…

    BİR BAŞKA YAZIDA TOPLUM-DİN İLİŞKİLERİ EKSENİNDE MEDYA ÇALIŞMASI
    (ilgili başlıklar google'da aratılarak yazıların içeriğine ulaşılabilir)

    Medya ‘yalan’ kusuyor

    İrtica haberi sıkıntısı çeken medya, dahiyane bir fikirle, ‘erkek’ muhabirlere çarşaf giydirerek Palandöken’de kayak yaptırdı. Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde yer alan bir haber, İranlı kadınların çarşafla kayak yaptığını söylüyordu. Bir de süslü bir başlık bulunmuş, yaklaşan tehlikeye karşı okurlarını uyarıyordu: ‘İran usulü kayak’

    Cumhuriyet gazetesi yine hayal gücünün sınırlarını zorlayarak bir haber(!) hazırlamış ve ‘İslamcılar dönme dolaptaki etekli kadına tahammül edemediler’ başlığını manşetine kondurmuştu. Yıllar sonra haberi yapan gazeteci Fuat Kozluklu’nun itirafı ibretlikti: “Yalan ve çok kötü bir haberdi, yazıklar olsun bana”

    ‘Mini etekli kızı diri diri yaktılar’- Hürriyet/ Özdemir İnce

    ‘Geline türban için işkence’-Milliyet/ Mine G. Kırıkkanat

    ‘Türban takmayan kızını öldürdü’-Vatan

    ‘Kuran eşliğinde kadına linç’-Vatan

    ‘Lisede namaz’-Hürriyet

    ‘Uçağı kıbleye çevirin, namaz kılacağım’-Milliyet

    ‘Mahalle baskısının fotoğrafı’-Hürriyet

    Mehmet Rıfat Yeğen

  7. Anonymous
    August 11, 2009 at 9:27 am

    Ben cuma namazlarını evde kılarım… / Nuh Gönültaş

    ABD eski Dışişleri bakanlarından Madeleine Albright, "The Mighty and The Almighty" adındaki kitabında ilginç teklifte bulunuyor.

    Amerikan dış politikasında yapılan birçok yanılışın İslam'ın yeteri kadar iyi anlaşılmamış olmasından kaynaklandığını söylüyor ve şu teklifi yapıyor: "Uluslararası sorunlara çözüm aranırken dini liderlerin de mutlak olarak sürece dahil edilmesi gerekiyor."

    Amerikan askerleri Irak'ı işgal ettikleri zaman bir sütunun alt tarafında "El Kaide" yazısını görünce paniğe kapılıp silahlarını boşaltmışlar!

    İçlerinde Arapça bilen herhangi bir asker olmadığından "El Kaide" kelimesinin, heykellerin üzerinde durduğu şey ya da kendisine dayanılacak yaslanılacak bir şey olduğunu anlamamışlar. Onların kafasındaki tek El Kaide Usame Bin Ladin'in El Kaide'si olduğu için başlamışlar ateşe…

    Papa 2006 yılında Türkiye'yi ziyarete gelmişti. Papa Sultanahmet Camii'ni ziyaret etmiş ve caminin içinde ellerini birleştirerek dua etmişti. Bizim Amiral Gemisi'nin kaptanı ertesi gün "Papa kıyama durdu, Diyanet İşleri Başkanı da haç çıkaramaz mı" diye yazmıştı.

    Bu cümleyi yazan kişinin ne Hristiyanlık'tan ne de Müslümanlık'tan pek bihaber olduğunu söyleyebiliriz.

    Oysa bu türlü yazıları yazarken bir dini danışmanı olsa ya da bu konuları bilen birisine danışsa hemen kendisine yazdığının yanlış olduğu söylenirdi.

    Kıyam diye bir ibadet yok bir kere. Kıyamın karşılığının bir Müslüman din adamının istavroz çıkarması olmadığı ortada.

    Eğer bilinseydi bu cümle yazılmazdı.

    Çünkü bir Müslüman haç çıkarırsa dinden çıkar. Hristiyanlar'a empatik görünmek için haç çıkaran kişi Diyanet İşleri Başkanı ise durum daha vahim demektir.

    Bu türden hatalar Türk basınında o kadar çok yapılıyor ki buna çözüm olarak önerim gazetelerde ve televizyonlarda hatta bütün medya kurumlarına sadece İslam'ı da değil, bütün semavi dinleri iyi bilen kişilerin bir şekilde istihdam edilmesi ya da onlara danışılmasıdır.

    İman-itikat mevzularında yazılmadan önce eğer bilinmiyorsa mutlaka danışılmalı.

    Şimdilerde gazetelerde mescit var mı tartışmaları yapılıyor. Bazılarında varmış bazılarında yokmuş.

    Gazetelerde mescitlerin olması güzel. İsteyenler ibadetlerini yapabilmeliler.

    Ama Türk basınında asıl olması gereken şey dini konularda yazı işleri kadrosunun hata yapmasını önlemek için birer dini danışman bulundurmaları gerekliliğidir.

    Özellikle Doğan Grubu medyasında buna büyük ihtiyaç olduğu zaman zaman ortaya çıkıyor.

    Dini konulardaki yazı ve haberlerde büyük hatalar oluyor bu grupta.

    İlginç başlıklara rastlıyorsunuz.

    Mesela bir trafik kazası haberi verilirken "Azrail dün yine yollardaydı" ya da "Azrail yine mesaide" gibi başlıklar atılabiliyor.

    Azrail sanki adamın askerlik arkadaşı.

    Yine Hürriyet'te bir yangın haberinin başlığı şöyleydi mesela: "Cehenneme ilk Hürriyet muhabiri girdi."

    Meşhur örnektir, bu gazetelerde "Kurban Bayramı bu sene de hac mevsimine denk geldi" örneği.

    Bazı yazarlar "Ben cuma namazlarını evde kılıyorum" diye yazabiliyorlar.

    Taraf Gazetesi'nde geçenlerde umre ile hac arasındaki farkın bilinmemesinden dolayı yanlış bir manşet çıktı.

    Umre dönüşü domuz gribi tehlikesine dikkat çeken haber "Hac dönüşü" diye çıkmıştı ki, daha hacca aylar vardı.

    Bazı yazarlar bu yanlışlık üzerine köşe yazıları yazdı ve konuyu tartıştı.

    Bunlar ne ki, basını taradığınızda ne komik örneklere rastlıyorsunuz!

    Türkiye dindarlaştıkça kitle iletişim araçlarının dini konularda danışman veya editörlere daha fazla ihtiyacı olacağı kesin.

    Hatta öyle bir ihtiyaç olarak belirecek ki bu, istemeseler de yapmak zorunda kalacaklar. Çünkü sadece Türkiye değil, okuyucu da medya da fena halde değişiyor!

    BUGÜN

  1. No trackbacks yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: